Din seçim, türklük kaderdir !
Son günlerde Azerbaycan’da yaşananlar, Türkiye’de yapılan açıklamalar, sosyal medyada yükselen tartışmalar ve kardeş bir millete yönelik hakaretler üzerine birkaç söz söylemek gerekiyor.
Azerbaycan’da okullardaki kıyafet kuralları ve başörtüsü üzerinden başlayan tartışmalar, ne yazık ki kısa sürede iki ülkenin siyasi ve toplumsal ilişkilerini sorgulayan bir noktaya taşındı. Türkiye’den bazı siyasetçilerin ve yorumcuların eleştirileri, kimi zaman Azerbaycan’ın egemenliği ve millî kimliği üzerinden yürütülen sert tartışmalara dönüştü. Bakü’den de bu müdahalelere karşı açıklamalar geldi. Böylece bir eğitim ve inanç meselesi, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin tartışıldığı bir gündeme dönüştü.
Peki, biz ne zaman bu kadar birbirimize yabancılaştık?
Ne zaman aynı dili konuşan, aynı köklerden beslenen, sevinciyle sevindiğimiz, acısıyla yandığımız bir milleti yalnızca siyasi tercihlerinden veya dinî uygulamalarından dolayı sorgulamaya başladık?
Öncelikle şunu açıkça ifade edelim:
Bir ülkedeki uygulamaları eleştirmek başka, o ülkenin milletine hakaret etmek başkadır. Başörtüsü meselesinde eğitim hakkını, din ve vicdan özgürlüğünü, laikliği ve devletin sorumluluklarını tartışabiliriz. Herkes düşüncesini söyleyebilir. Yanlış bulduğumuz uygulamalara karşı çıkabiliriz.
Ancak eleştiri, hakarete; fikir ayrılığı, düşmanlığa; siyasi tartışma, milletler arası husumete dönüşmemelidir.
Azerbaycan Türklerine, onların tarihine, kültürüne ve millî değerlerine hakaret ederek hangi hakkı savunmuş olacağız?
Bir kardeşimizi aşağılayarak hangi inancı yüceltmiş olacağız?
Bir Türk devletini küçümseyerek Türk dünyasının birliğine nasıl katkı sağlayacağız?
DİN SEÇİMDİR, TÜRKLÜK KADERDİR!
İnsan inancını seçebilir. Bir dine inanabilir, başka bir inancı benimseyebilir veya hiçbir dine inanmayabilir. İnanç, insanın vicdanıyla ve tercihleriyle ilgilidir.
Türklük ise binlerce yıllık tarihimizin, dilimizin, kültürümüzün ve ortak hafızamızın taşıdığı tarihî bir aidiyettir.
Türklüğü yalnızca din üzerinden tanımlayamayız. Türk milletinin tarihini bir inanca sığdıramayız. Çünkü Türklerin tarihi, bugünkü dinî ve siyasi ayrımların çok ötesine uzanır.
Bizim için Türklük; dilimizdir, kültürümüzdür, töremizdir, ortak tarihimizdir. Birbirimizin varlığını tanımak, acısını paylaşmak ve geleceğini kendi geleceğimizden ayrı görmemektir.
Bu nedenle bir Türk’ün hangi dine inandığına bakarak onun milletini yok sayamayız. Aynı şekilde bir insanın Müslüman olmasını da tek başına Türklüğün ölçüsü kabul edemeyiz.
Millet başka, din başkadır. İnanç başka, millî kimlik başkadır.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağ da yalnızca din birliğine dayanmıyor. Bu bağın temelinde ortak tarih, dil yakınlığı, kültürel değerler, bağımsızlık mücadeleleri, karşılıklı dayanışma ve iki milletin birbirine duyduğu derin sevgi vardır.
Hatırlayalım…
Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesinde Türkiye’nin yüreği Bakü ile birlikte atmadı mı?
Karabağ’ın işgal altındaki topraklarının kurtuluşu sırasında Türkiye’de milyonlarca insan Azerbaycan’ın sevincini kendi sevinci bilmedi mi?
Azerbaycan Türkü, Türkiye’yi; Türkiye Türkü, Azerbaycan’ı hiçbir zaman sıradan bir yabancı ülke gibi görmedi.
Çünkü biz birbirimizi yalnızca devlet olarak değil, kardeş olarak gördük.
“Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir” sözüyle özdeşleşen anlayış, bu kardeşliğin ruhunu anlatır.
“Bir millet, sekiz devlet” sözü ise ortak hafızamızın en güçlü ifadelerinden biri hâline gelmiştir.
Peki, bugün birkaç siyasi tartışma yüzünden bu tarihî mirası bir kenara mı bırakacağız?
Bir başörtüsü tartışması üzerinden Azerbaycan’ı bütünüyle mahkûm mu edeceğiz?
Azerbaycan’ın dış politikadaki tercihlerini beğenmediğimizde Azerbaycan Türklerini mi suçlayacağız?
Bir siyasetçiye kızıp koca bir millete sırtımızı mı döneceğiz?
Hayır!
Azerbaycan’ın iç politikası da dış politikası da elbette tartışılabilir. Türkiye’nin uygulamaları da eleştirilebilir. Hiçbir devlet, sırf kardeşimiz diye eleştiriden muaf değildir. Kardeşlik, yanlış gördüğümüzü söylememize engel olmaz.
Fakat kardeşlik, eleştirinin nasıl yapılacağını da bize öğretmelidir.
Kardeşlik, her konuda aynı düşünmek değil; farklı düşündüğümüzde bile birbirimizin onurunu koruyabilmektir.
Türkiye’nin Azerbaycan’a, Azerbaycan’ın Türkiye’ye söyleyecek sözü olabilir. Ama bu sözler tepeden bakan bir dille değil, karşılıklı saygıyla söylenmelidir. Hiçbir devlet diğerinin iç işlerine müdahale hakkını kendiliğinden kazanmaz. Aynı şekilde hiçbir devletin uygulamaları da dostlarının eleştirisine bütünüyle kapalı değildir.
Önemli olan, eleştirinin karşılıklı saygı çerçevesinde yapılması ve iki milletin arasına düşmanlık sokacak bir araca dönüştürülmemesidir.
Bugün sosyal medyada birbirine hakaret edenler şunu unutmasın:
Türk dünyasının birliğini kurmak istiyorsak önce birbirimize karşı kullandığımız dili düzeltmeliyiz.
Birbirimizin tarihini bilmeden, kültürünü tanımadan, hassasiyetlerini anlamadan nasıl ortak gelecek kuracağız?
Azerbaycan Türkünü küçümseyerek mi Turan’ı kuracağız?
Türkiye Türkünü aşağılayarak mı Türk dünyasının birliğini sağlayacağız?
Birbirimize din, mezhep, siyasi görüş veya dış politika üzerinden düşmanlık üreterek mi gönüllerimizi birleştireceğiz?
Gönüller birleşmeden haritalar birleşmez!
Turan ülküsü, kardeş milletlerin birbirine üstünlük tasladığı değil, birbirinin varlığına ve bağımsızlığına saygı duyduğu bir gelecek ülküsüdür.
Bizim aradığımız birlik, bütün Türk devletlerinin aynı siyasi kararı vermesi değildir. Kendi kararlarını verebilen bağımsız Türk devletlerinin ortak çıkarlar etrafında buluşmasıdır.
Bizim istediğimiz, bir Türk devletinin diğerine boyun eğmesi değil; hepsinin güçlü, bağımsız ve saygın olmasıdır.
Bizim aradığımız, bütün Türklerin aynı inanca sahip olması değil; farklı inançlara ve düşüncelere sahip Türklerin ortak kültürlerini, dillerini, tarihlerini ve geleceklerini sahiplenmesidir.
Azerbaycan bizim kardeşimizdir.
Bu kardeşlik bir günlük siyasetin, bir sosyal medya tartışmasının veya birkaç kişinin öfkesinin esiri olamaz.
Türkiye ile Azerbaycan arasında zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanabilir. Bu, dünyanın her yerinde bağımsız devletler arasında görülebilecek bir durumdur. Önemli olan, anlaşmazlıkları büyütmek değil, çözüm yolları aramaktır.
Kardeşlik, sorun yokmuş gibi davranmak değildir. Sorunları kardeşçe çözebilmektir.
Biz ne Azerbaycan’ı Türkiye’nin gölgesinde görmek isteriz ne de Türkiye’yi Azerbaycan’dan ayrı düşünürüz.
İki devletin de bağımsızlığına, millî iradesine ve halklarının tercihine saygı duyulmasını isteriz.
Çünkü Türkiye güçlü olsun, Azerbaycan güçlü olsun, bütün Türk devletleri güçlü olsun istiyoruz.
Türk dünyası birbirinin ayağına basarak değil, birbirine omuz vererek yükselecektir.
Bizim sözümüz açık:
Azerbaycan’daki uygulamaları eleştirebiliriz ama Azerbaycan Türklerine hakaret edemeyiz.
Türkiye’nin politikalarını eleştirebilirler ama Türk milletini aşağılayamazlar.
İnançlarımız farklı olabilir ama ortak tarihimize sırtımızı dönemeyiz.
Siyasi tercihlerimiz değişebilir ama Türk dünyasının geleceğine ilişkin sorumluluğumuzu unutmamalıyız.
DİN SEÇİMDİR, TÜRKLÜK KADERDİR!
İnançlara saygı, milletlere hürmet, devletlerin bağımsızlığına riayet…
Bizim anlayışımız budur.
Azerbaycan ile Türkiye’nin kardeşliği dün kurulmadı ki bugün birkaç tartışmayla sona ersin. Bu kardeşlik, tarihimizin derinliklerinden beslenen ve geleceğe taşımamız gereken büyük bir emanettir.
Kim ne söylerse söylesin, kim ne yapmaya çalışırsa çalışsın; biz kardeşliğimizi günlük siyasetin üzerinde tutacağız.
Birbirimizi kırmadan eleştirecek, birbirimizi aşağılamadan konuşacak, birbirimizin bağımsızlığına saygı duyacak ve ortak geleceğimiz için çalışacağız.
Çünkü bizim meselemiz yalnızca Türkiye veya Azerbaycan meselesi değildir. Bizim meselemiz, bütün Türk dünyasının geleceğidir.
TEK MİLLET, SEKİZ DEVLET!
Şimdilik…
YAŞASIN TÜRK MİLLETİ!
YAŞASIN TÜRK BİRLİĞİ!
YAŞASIN TURAN!
Ali İhsan ÖZTÜRK